Özel hastaneye karşı açılacak tazminat davaları, tıbbi müdahale neticesinde bedensel yahut ruhsal zarara uğrayan hastaların hak arama mücadelesinde başvurduğu en mühim hukuki yoldur. Hastanelerde yürütülen muayene, teşhis, ameliyat veya tedavi aşamalarında meydana gelen hekim hataları, bireylerin hayatında telafisi güç yıkımlara yol açabilmektedir. Tıp biliminin kabul ettiği mesleki standartlara riayet edilmemesi, hastanın aydınlatılmaması veya personelin kusurlu tutumu sebebiyle ortaya çıkan bu zararlar, tıbbi malpraktis kavramı çerçevesinde karşılık bulur. Zarara uğrayan vatandaşlar, mevzuatın tanıdığı yetkiler doğrultusunda hem maddi hem manevi kayıplarının tazmini talebiyle yargı mercilerine başvurabilmektedir.
Özel Hastanelerin Hukuki Sorumluluğunun Kanuni Dayanakları Nelerdir?
Özel hastaneler ile hasta arasındaki bağ, hukuki niteliği itibarıyla çoğunlukla vekalet akdine dayanır. Hasta, teşhis ve tedavi hizmeti almak maksadıyla hastaneye müracaat ettiğinde, taraflar arasında zımni yahut açık bir "hastaneye kabul sözleşmesi" kurulur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tanzim edilen bu hukuki bağ, hastaneye ve hekime yüksek bir özen borcu yükler. Türk Borçlar Kanunu madde 506 uyarınca vekil; üstlendiği işi görürken müvekkilin haklarını korumak, tıp kurallarına mutlak surette uymak ve sadakatle davranmak mecburiyetindedir. Mesleki tecrübenin aradığı en küçük dikkat eksikliği dahi vekilin sorumluluğunu doğurur.
Hastane idaresinin sorumluluğu yalnızca hekimin doğrudan eylemleriyle sınırlı kalmaz. Türk Borçlar Kanunu madde 66 uyarınca düzenlenen adam çalıştıranın sorumluluğu kaidesi doğrultusunda, özel hastane işleticisi istihdam ettiği doktor, hemşire, tekniker ve yardımcı personelin fiillerinden ötürü kusursuz sorumluluk prensibiyle mesul tutulur. Personelin seçiminde, denetiminde veya hastane organizasyonundaki aksaklıklarda şahsi kusur aranmaz; işletme ortaya çıkan zararı tazmin etmekle mükelleftir.
Tıbbi müdahalenin hukuka uygun sayılması adına aydınlatılmış onam alınması şarttır. Hasta Hakları Yönetmeliği ile Türk Borçlar Kanunu hükümleri, hastanın teşhis, tatbik edilecek tedavi, riskler ve alternatif metotlar hususunda tam manasıyla bilgilendirilmesini emreder. Hastadan usulüne münasip rıza alınmadan icra edilen her türlü operasyon, tıp kurallarına uygun tamamlansa dahi hukuka aykırılık teşkil eder.
Tıbbi Hata Durumunda Talep Edilebilecek Maddi Tazminat Türleri
Yanlış tanı, gecikmiş müdahale yahut cerrahi hatalar neticesinde bedensel bütünlüğü zedelenen bireyler, uğradıkları bütün iktisadi zararlar için maddi tazminat davası ikame edebilir. Türk Borçlar Kanunu madde 54, bedensel zararların tazmini hususunda açık kalemler sıralar. Mağdur; yapılan operasyonlar, ilaç harcamaları, hastane faturaları, ileride yapılması icap eden fizik tedavi masrafları ve refakatçi giderleri dahil her türlü harcamayı talep hakkına kavuşur.
Hatalı tıbbi müdahale sebebiyle kişinin mesleğini icra edememesi veya beden gücünde kayıp yaşaması halinde, geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı talep edilebilir. Sürekli iş göremezlik durumunda, Adli Tıp Kurumu marifetiyle belirlenen maluliyet oranı üzerinden aktüerya hesabı yapılır. Kişinin yaşı, geliri ve meslekteki çalışma ömrü hesaplamaya dahil edilerek ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar tespit edilir.
Tıbbi ihmalin ölümle neticelenmesi halinde ise Türk Borçlar Kanunu madde 53 uygulanır. Bu ahvalde vefat edenin desteğinden mahrum kalan aile fertleri; cenaze masrafları, vefat anına kadar yapılan tedavi giderleri ve en mühimi destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilmektedir. Destekten yoksun kalma tazminatında, müteveffanın yaşarken ailesine aktardığı nakdi destek hesaba katılır.
Ruhsal Bütünlüğün Bozulması Halinde Manevi Tazminat İstemi
Hatalı tıbbi operasyonlar sadece fiziki tahribat doğurmaz; hastanın ve yakınlarının psikolojik dengesini de derinden sarsar. Türk Borçlar Kanunu madde 56 hükmü, bedensel bütünlüğü zedelenen kimseye uğradığı elem, keder ve ızdırap karşılığında manevi tazminat tayin edilmesini düzenler. Manevi tazminat bir zenginleşme vesilesi sayılmaz; gayesi, haksız eylem yüzünden ruh dünyasında açılan derin yaraları hafifletmek, yaşanan manevi çöküntüyü bir nebze gidermektir.
Operasyon neticesinde organ kaybına uğrayan yahut vücudunda kalıcı deformasyon meydana gelen şahıslar adına talep edilecek manevi tazminat miktarı, vakanın vahametine nazaran belirlenir. Ağır bedensel zarar yahut vefat hallerinde, sadece doğrudan mağdur değil; mağdurun anne, baba, eş ve çocukları da bağımsız biçimde manevi tazminat talebinde bulunma hakkını haizdir. Mahkeme hâkimi; tarafların sosyal ve iktisadi vaziyetini, hekimin ve hastanenin kusur derecesini, vakanın meydana geliş biçimini tartarak hakkaniyete münasip bir bedele hükmeder.
Özel Hastaneye Karşı Açılacak Davalarda Görevli Ve Yetkili Mahkeme Neresidir?
Tazminat davasının hangi yargı merciinde açılacağı meselesi, davanın usulden reddedilmemesi bakımından hayati bir basamaktır. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun madde 3 gereğince, özel hastaneden sıhhi hizmet alan hasta tüketici, sağlık kuruluşu ise sağlayıcı vasfındadır. Bu kanuni niteleme sebebiyle, özel hastanelere karşı ikame edilecek maddi ve manevi tazminat davalarında görevli yargı mercii Tüketici Mahkemesidir. Tüketici mahkemesinin kurulmadığı adliyelerde ise dava Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde tüketici mahkemesi sıfatıyla görülür.
Yargılama safhasına geçmeden önce tüketilmesi icap eden kanuni bir basamak mevcuttur. 7155 sayılı Kanun ile 6502 sayılı Kanun madde 73/A fıkrasına eklenen düzenleme uyarınca, tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk dava şartı hüviyetindedir. Dava açma niyetindeki davacı, mahkemeye dilekçe vermeden evvel arabuluculuk bürosuna müracaat etmek mecburiyetindedir. Arabuluculuk görüşmelerinde uzlaşma temin edilemezse, tanzim edilen son tutanakla birlikte mahkemeye başvurulur. Arabulucuya başvurulmaksızın açılan davalar, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilir.
Yetkili mahkeme tayininde ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri birlikte gözetilir. Davacı, davalı özel hastanenin tescilli merkezinin yer aldığı yer mahkemesinde dava açabileceği gibi, kendi ikametgahının bulunduğu yerdeki Tüketici Mahkemesinde de dava açma serbestisine haizdir.
Tazminat Davalarında Zamanaşımı Süreleri Ne Kadardır?
Tıbbi kusur sebebiyle hakkını aramak isteyen hastaların kanunda öngörülen sürelere riayet etmesi zorunluluk arz eder. Kanuni mühletler aşıldığında talep hakkı zamanaşımına uğrar ve karşı tarafın zamanaşımı def'inde bulunması davanın reddi neticesini doğurur. Zamanaşımı süreleri, davanın dayandığı hukuki sebebe göre başkalaşır.
Vekalet sözleşmesi doğrultusunda zamanaşımı
Özel hastane ile hasta arasındaki münasebet vekalet akdi kurallarına dayandığında, Türk Borçlar Kanunu madde 147 bent 5 gereğince beş yıllık zamanaşımı süresi tatbik edilir. Bu beş yıllık süre, hatalı uygulamanın ve zararın öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Estetik maksatlı operasyonlarda ise ilişki vekalet yerine eser sözleşmesi hüviyetine bürünebilmektedir. Eser sözleşmesinde de olağan mühlet beş yıldır; hekimin yahut kliniğin ağır kusuru var ise Türk Borçlar Kanunu madde 478 uyarınca zamanaşımı süresi yirmi yıla uzar.
Haksız fiil ve uzamış ceza zamanaşımı durumu
Hastanın zararı haksız fiil zemininde ileri sürüldüğünde, Türk Borçlar Kanunu madde 72 hükümleri tatbik edilir. Bu çerçevede zarar gören taraf; zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl, her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl içinde dava açmak mecburiyetindedir.
Şayet hekimin veya personelin kusurlu fiili aynı zamanda Türk Ceza Kanunu bakımından taksirle yaralama yahut taksirle ölüme sebebiyet verme suçuna vücut veriyorsa, uzamış ceza zamanaşımı kuralları tatbik edilir. Kanunda öngörülen ceza davası zamanaşımı süresi hukuk davasındaki mühletten daha uzun ise tazminat davası da bu uzun mühlet boyunca açılabilir.
İspat Yükü Ve Tıbbi Delillerin Toplanması Nasıl Yapılır?
Malpraktis iddialarında en çetin safha, kusurun ve illiyet bağının ispat edilmesidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 190 gereğince ispat yükü, iddia ettiği vakıaya kendi lehine hukuki sonuç bağlayan davacı hastanın sırtındadır.
Tıbbi delillerin eksiksiz toplanması davanın seyrini tayin eder. Bu doğrultuda; hasta yatış evrakları, epikriz raporları, hemşire gözlem formları, ameliyat tutanakları, laboratuvar tahlil neticeleri, radyoloji görüntüleri ve hekim reçeteleri tek tek celp edilmelidir. Özel hastaneler, mevzuat icabı hasta dosyasının eksiksiz suretini talep halinde hastaya teslim etmekle mükelleftir.
Tıbbi hataların tespiti teknik uzmanlık aradığından, mahkemeler dosyayı Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesine yahut tıp fakültelerinde görevli bilirkişi kuruluna tevdî eder. Bilirkişi heyeti; tatbik edilen tedavinin tıp bilimi standartlarına uygunluğunu, komplikasyon ile hekim hatası arasındaki sınırı titizlikle tetkik eder. Hekimin standart tıbbi özeni sergilemediği saptanırsa, hastane tazminat ödemekle mahkum edilir.
Uyuşmazlıkların Çözümünde Uzman Desteğinin Değeri
Tıbbi müdahale uyuşmazlıkları, hem tıp terminolojisi hem karmaşık hukuk kuralları barındırması sebebiyle son derece teknik ihtilaflardır. Dava dilekçelerinin tanzimi, ispat vasıtalarının zamanında mahkemeye ibrazı, arabuluculuk müzakerelerinin yürütülmesi ve tazminat aktüerya hesaplarının takibi yüksek derecede mesleki titizlik arz eder. Yapılacak en ufak usul hatası veya mühletin kaçırılması, haklıyken davanın reddedilmesine ve telafisiz hak kayıplarına yol açabilir.
Avukatlık mesleğinin icrasına dair mevzuat ve reklam yasakları çerçevesinde bu tür bilgilendirmeler yalnızca hukuki aydınlatma amacı taşır. Hak kaybına uğramamak ve yasal yolları kusursuz biçimde yürütmek adına alanında uzman bir avukatın rehberliğine müracaat edilmesi tavsiye edilir. Dava safhaları, haklarınız ve tazminat talepleriniz hususunda daha detaylı bilgi almak için uzman bir hukuk bürosuna danışabilirsiniz.

